Kayıtlar

Herfst ve Sonbahar

Resim
Daha genç bir üniversite öğrencisiyken şiire merak sarmıştım ve mevsimlerin ruh halim üzerindeki güçlü etkisini de göz önünde bulundurursak mevsimler ile ilgili bir şiir yazmamak epey güç olmuştu benim için. Tabii daha sonra bütün Türklerin ucundan kenarından da olsa şairliğe meraklı olduklarını anlamam ile bu şiir merakıma büyük zorluklar ve acılar içinde veda etmek zorunda kaldım. Çünkü düz yazıda olduğu gibi rakibiniz az değildi; kısacık bir sohbetten sonra dertleşme adı altında benimle bir şair edasıyla konuşmaya başlayan o kadar çok insanla karşılaştım ki bu kadar çok şairin arasından sıyrılıp kendi sesimi duyurmak imkansız hale geldi benim için. Sizinle aşağıda dramatik bir şekilde biten bu şair günlerimden kalma bir şiirimi paylaşacağım ama önce neden bu günü bu mevsimi seçtiğimi, daha da önemlisi neden yıllar sonra bu şiiri gün yüzüne çıkarmaya karar verdiğimi açıklayayım. Geçen sene bu zamanlar telefonumda bulunan “DailyArt” isimli bir uygulamadan her gün akşam saat on yedide ...

Kimseyi Beklememenin Hafifliği (ya da Ağırlığı)

Resim
Geçenlerde tesadüf ettiğim “Pazar Akşamları” başlıklı bir denemede bahsimin geçmesi ile yaşadığım şaşkınlığı sizlere anlatamam! Evet, blog yazarı açık şekilde benim adımı kullanmamış da olsa bilin bakalım kimdir bu şehirli yalnız erkek. Fakat benim, onun suçlama ve karalamalarına cevap vermek için elde ettiğim “tekzip” adı verilen bu şansı heba etmeye hiç niyetim yok. Ben size daha çok başımdan geçen olağandışı bir olayı anlatmak isterim. Ve evet bu olay da yine bir akşam ile ilgili; benim akşamım…                                                                *     *    * Bütün hazırlıklarımı tamamlamış, aylık bir miktar para karşılığı sahipliğini ele geçir...

PAZAR AKŞAMLARI

Resim
İnsanoğlunun zamanı suni bir şekilde parçalara bölmesinin en çok anlam kazandığı nokta herhalde hafta olmuştur. Yıl zaten vardır; elimizin altında bir takvim olmasa da yılların geçtiğini mevsimlerden kolayca anlarız. Günler öyle bariz şekilde başlar ve biter ki geçtiklerini anlamamak imkansızdır. Ama hafta kavramı bambaşkadır. Yedi günü bir araya getirip -dürüst olmak gerekirse- kafamızdan uydurarak son derece yapmacık bir şekilde oluşturduğumuz bir zaman birimidir bu. Bu zahmete girmemizin sebebi de aslında günlere biraz daha anlam katmaktır. Örneğin -istisnai durumlar hariç- pazartesi sabah hepimizi kolektif bir mutsuzluk bekler çünkü iş  vardır. Hafta ortasına doğru bu mutsuzluk bir umut ışığı ile aydınlanmaya başlar. Cumaları ise -yine istisnai durumlar hariç- neşemiz pek yerinde olur. Hafta sonundan uzun uzun bahsetmeyi çok gerekli görmüyorum. Benim içinse haftanın en ilginç ve dikkate değer zamanı pazar akşamlarıdır çünkü gerek iş gerek eğlence anlamında uzun bir koşuşturmada...

CAMIN İCADI

Resim
Şimdilerde bize çok olağan gelen şeylerin ilk ortaya çıktıkları zaman insanları nasıl şaşırttıkları hep ilgimi çekmiştir. Yazının başlığından anlayacağınız üzere cama değineceğim ve öyle bu maddenin nasıl ortaya çıktığı ile ilgili uzun uzun bilimsel bir yazı kaleme almak değil niyetim. Öncelikle şunu bilmek lazım: cam ilk ortaya çıktığında şimdi bildiğimiz gibi incecik içeriden dışarıyı pürüzsüz bir berraklıkla gösteren bir madde değildi ve insanları benim hayal ettiğim kadar heyecanlandırmamış olabilir. Zaten hiç bir icat ilk ortaya çıktığı hali ile insanları şaşırtmamıştır. Telefon, mesela, ilk ortaya çıktığında oldukça kısa bir mesafede insanlar arası ses ileten koca bir kutuydu. Bilgisayarlar, şu anda sahip olduklarımıza nispetle çok basit işlemleri yapabilen odalar dolusu bir aletler bütünüydü. Dolayısıyla yazının azımsanmayacak ama affedilebilecek ölçüde spekülatif bir tarafı da olduğunu itiraf ederek başlamalıyım. Yer ve zaman çok da önemli olmaksızın bir kış günü üzerine hepimi...

SELAMLAMA

Resim
İnsanoğlunun kendini ifade etmeye bu kadar düşkün olduğu başka bir çağ daha yaşanmamıştır herhalde. İlkel atalarımızın mağara duvarlarına çizdikleri resimleri bu işin başlangıcı olarak alırsak çok da yol kat ettiğimizi söylemek mümkün. Geldiğimiz noktada ise bu araçlar o kadar çok ki saymak mümkün bile değil. Tüm sosyal medya platformları, yazdığımız bir mektup, bir e-postadan tutun da giydiğimiz kıyafete, yediğimiz yemeğe, hatta yemek yeme şeklimize kadar her şey bir kendini ifade etme aracına dönüştü. İnsanların sahip oldukları ya da yaptıkları (ya da tercihen yapmadıkları) her şey ile kendi farkını göstermeye çalıştığı bu bol mesajlı ve gürültülü dünyada sesini duyurmak da bir o kadar zor hale geldi. Bu son yazdığım durumdan sanırım ben de mustaribim. Öyle ki içimden bir dürtü yıllarca kendim için yazı yazıp kimse tarafından okunmamaya razı olmadı ve bu blogu oluşturmaya karar verdim. Basitçe ifade etmek gerekirse ben de kendimi ifade etme ihtiyacı hissettim; hepsi bu kadar. Bu blog...